PKK İntihar Siyaseti Yapıyor

İnsan Haklarından Sorumlu AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, "PKK, çözüm sürecinin getirdiği artı imkânlarla vatandaşın yavaş yavaş kendisinden uzaklaştığını görmedi, görmek istemedi. Şimdi ise bir intihar siyaseti yapıyor'' dedi.

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, katıldığı bir canlı yayın programında son günlerde yaşanan terör olaylarıyla ilgili gelinen durumla alakalı açıklamalarda bulundu.

BÖLGE HALKI HDP’DEN DUYGUSAL KOPUŞ YAŞIYOR

Çözüm sürecinde demokratik haklar ve insan hakları açısından bakıldığında belirli bir mesafe alındığını belirterek süreç itibariyle gelişen olaylar neticesinde halkın HDP’den duygusal kopuş yaşadığının gözlemlendiğini belirten Üstün:

“Çözüm süreci adına güzel şeyler yaşandı. Ancak çözüm sürecinin bu ılıman ortamında bazılarının istifadesi neticesinde ilçelere yığınaklar yapılmaya başladı. Bunun dışında 6-7 Ekim olayları kapsamında PKK yine bu bölgede; Diyarbakır’da, Batman’da, Kızıltepe’de hiç gereği olmadığı halde Kürt kardeşlerimizin dükkânını yaktı, malını talan etti, canını acıttı. Neticede halk hem çözüm sürecinden elde ettiği imkânlardan hem de 6-7 Ekim olaylarından kendilerine gösterilen muameleden dolayı yavaş yavaş PKK’dan dolayısıyla HDP’den uzaklaşmaya başladı. Bu kopuşu şu anda HDP’nin üzerinden yaşanıyor. Halkın yavaş yavaş HDP’den koptuğu ve PKK’dan da nefret ettiği bir durum söz konusu…” dedi.

İNTİHAR SİYASETİ İZLİYORLAR

PKK’nın kırsalda yapamadığını şehirlerde hayata geçirmeye yönelik stratejisinin boşa çıktığını ve intihar siyaseti izlediğini dile getirerek bu süreç zarfında Hükümetin de özellikle kırsal alanda PKK’ya adım attırmayacak birtakım gelişmelere önayak olduğunu anımsatan Üstün:

“Kendi teknolojimizi yapmamız, uçakların sayısını arttırmamız, kendi bombamızı üretmemiz, ordunun teknolojik kabiliyetinin artması gibi gelişmelerle artık PKK kırsalda hareket edemeyeceğini anladı. Bunun yerine PKK Kobani’de edindikleri tecrübeleriyle birlikte “ilçelere gidelim, bu insanları ilçelerde bir şekilde ayaklandıralım ve bu şekilde kaybettiğimiz itibarı -kırsalda yapamadığımız hareketi-  gelin şehirlerde yapalım” şeklinde bir strateji güttü. Durumu oldubittiye getirmeye çalıştı. Bu noktada bölgedeki konjonktürden de istifade etti. Evet, Suriye’de bazı yerlerde lokalde kanton diyebilecekleri birtakım oluşumlar oluşturdular. Ama Suriye 100 yıllık bir devlettir. Türkiye ise Kürtlerin de birlikte yaşadığı 1000 yıllık bir devlettir. Burada oldubittilere mahal vermeyecek kadar güçlü tecrübeli bir devlet yapılanması var karşılarında. PKK, bu durumu hesap edemedi. PKK, çözüm sürecinin getirdiği artı imkânlarla vatandaşın yavaş yavaş kendisinden uzaklaştığını görmedi, görmek istemedi. Şimdi ise bir intihar siyaseti yapıyor. İnsanları intihar ettirerek, çocukları ateşe ve ölüme sürerek her evden bir cenaze çıksın istiyorlar ” dedi.

TAKTİK DEĞİŞTİRDİLER

“Eskiden taktikleri şuydu: Her evden bir PKK’lı çıksın ve O kişi de bütün sülaleyi PKK’ya bağlasın… Bu taktik tam olarak tutmadı” diyen Üstün, şöyle devam etti:

“Şimdi ise her evden bir ölüm acısı çıksın, ölüm acısıyla birlikte nefretler derinleşsin ve kaybettikleri itibar tekrar geri gelsin istiyorlar. PKK şu anda bunun hedefini güdüyor. Bu intihar siyasetinin başarıya ulaşması mümkün değil. Bunu Ankara üzerinden bir örnek verelim: Şimdi siz sadece Samanpazarı ve Kale civarında bir oluşum örgütleseniz ve öbür taraftan Keçiören, Dikmen, Sincan, Çankaya’da insanlar normal hayatlarına devam etse bunun oluşumun devam etme imkânı var mıdır? Yok, aslında… Diyarbakır’da da olan budur. Sur ilçemizin bazı mahallelerinde hendekler kazarak orayı zapt eder gibi bir girişim içerisindeler.”

GARİBANLAR ÜZERİNDEN YENİDEN İTİBAR KAZANMA ÇABASINDALAR

“Sur’da yaşananlar kimsenin umurunda da değil... Sur’dan bir şekilde çıkabilenler ellerinden kurtulduk diye Allah’a şükrediyorlar. Öbür taraftan Kayapınar semtinde lüks yerleşim yerleri oluşmuş, gerçekten tebrik etmek lazım” ifadesini kullanan Üstün, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O yerleşim yerlerinde bir mantar tabancasının dahi patlayamayacağını söylüyorlar. Gariban semtlerde garibanların çocukları ateşin önüne atılıyor. Orada ölümler olsun ama zengin semtlerin huzuru kaçmasın, zengin semtlerde bir cam dahi kırılmasın kendileri günlerini gün etsinler istiyorlar. PKK garibanların ve fukaraların üzerinden yeniden bir itibar kazanmaya çalışıyor. Ama bununda tutmayacağını orada gördük. İnsanımız o bölgede kendi canlarını kurtarma noktasında jandarmaya, polise, özel harekâta sahip çıkıyor.”

HDP’NİN YÜZDE 80 OY ALDIĞI YERDE BİLE KORKU VE DEHŞET HAVASI HÂKİM

Üstün, HDP’nin yüzde 80 oy aldığı Mardin Kızıltepe’de bile korku ve dehşet havasının bölge halkı üzerindeki etkisine değinerek, şöyle dedi:

“Seçime bir hafta Kızıltepe’ye gittiğimde de bir olay yaşadım. HDP’nin bir miting yapmasından dolayı o gün sokaklarda kimse bulunmuyordu. 100 kişi civarında bir insan toplamışlar. Şaşırdık… Yani Kızıltepe gibi yüzde 80 oy aldıkları bir yerde niye insanlar sokağa çıkmazlar, niye destek olmazlar? Dediler ki; Kızıltepeliler burada bir travma yaşadı. 6-7 Ekim olaylarında PKK’lılar Kızıltepe’yi boydan boya yaktılar; Kürt, Türk, Arap demeden herkesin dükkânını ateşe verdiler. Şimdi Kürtler şok oldu! “Biz siyasi destek ise, destek veriyorduk, oy istiyorlar, oy veriyorduk HDP’ye. Peki, bu zulüm niye? Bunu bize niye yaptılar, şaşırdık!” dediler. 1 Kasım seçimlerinde de bu korku nedeniyle kimse sokağa çıkamadı.”

90’LI YILLARA DÖNMEMİZ KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİL

Türkiye’nin 90’lı yıllara dönmesi kesinlikle söz konusu olmadığını belirterek AK Parti olarak bu duruma kesinlikle izin vermeyeceklerinin altını çizen Üstün, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgede Vali ve Kaymakamla da görüştük. Onlar: “Biz buraya 90’lı yıllarda olduğu gibi sert bir müdahale yaparak sivil unsurları gözetmesek burayı 1-2 günde temizleriz. Ama herhangi bir sivil kayıp olmasın bir can kaybı yaşanmasın diye orada patlayıcı olduğunu da bildiğimiz için kontrollü patlatma yaparak ilerliyoruz ve bu süreç zaman alıyor” dediler. Yoksa 90’lı yıllardaki gibi bizimde tasvip etmediğimiz şekilde terörle mücadele yöntemleri burada uygulanmış olsa Rusya’nın yaptığı süpürme harekâtı gibi insanlık dışı bir uygulama yapılmış olsa 1-2 gün içerisinde bu durum sona erer. Ancak güvenlik güçlerimiz kendi hayatlarını dahi tehlikeye atarcasına orada çok ince bir operasyon yapıyor. Hiçbir vatandaşımızın burnu kanamasın istiyor. PKK’da bu durumun da tam tersini istiyor. İstiyorlar ki orada çok daha fazla ölüm olsun, sivil kayıplar yaşansın ve bu şekilde bunların propagandasını yapayım... Ama hükümetimiz, güvenlik güçlerimiz PKK’nın bu stratejisinin bu oyununun fakında. O bakımdan operasyonlar tahmin edildiğinden biraz uzun sürecek ama halk bu durumdan şikâyetçi değil… Bu noktada Türkiye acaba 1990’lara mı dönüyor gibi birtakım tereddütlü ifadeler kullanıldı. Kesinlikle altını kalın çizgilerle çiziyoruz Türkiye’nin 1990’lı yıllara dönmesi kesinlikle söz konusu değil. Buna AK Parti kesinlikle izin vermez.”

ESEDULLAH VE JİTEM GİBİ YAFTALAMALARA PRİM VERMEYİZ

Devlet aygıtı içerisinde güvenlik güçlerinin sıfatları, kurumları belli olduğunu anımsatarak Esedullah timi gibi yaftalamalar, sıfatlandırmalara prim verilmeyeceğini ifade eden Üstün:

“Bu yapılanmada jandarma, polis ve ihtiyaç duyulduğunda da asker dışında başka şekilde nitelendirilecek bir güç yoktur. Kesin dille de bunu reddediyoruz. Reddettiğimizin bir göstergesi de soruşturmalar açılmış olmasıdır. Ne Esedullah ne de Jitem gibi yapılanmalar devlet erki içerisinde kesinlikle söz konusu olamaz. Bunu kesinlikle reddediyoruz. Burada polislerimiz ve güvenlik güçlerimiz bir destan yazıyor. Gerçekten müthiş işler başarıyorlar. Bu tür hareketler aslında onların emeklerine de gölge düşüren bir saygısızlıktan öteye geçmiyor. Vatan savunmasının bu şekilde densiz hareketlerle küçültülmesine, yaftalanmasına kesinlikle prim verilmeyecektir” dedi.

SİYASET DIŞINDA KONUŞULACAK BİR MECRA YOK

Tüm sorunların TBMM çatısı altında konuşulabileceğini belirterek konu ile alakalı olarak Kürt aydını Kemal Burkay’la yaşadığı diyalogla ilgili bir örneği paylaşan Üstün: 

“Özgürlükler dünyasında yaşıyoruz. Siyaset ise siyaset…  Gelin bu mecrada konuşalım. Ben İnsan Hakları Komisyonu başkanıyken 2013’e kadar 2 yıl boyunca terör ve yaşam hakkı ihlalleri doğrultusunda bu bölgelerde yaşanan dramları inceleyen çalışmalar yaptık, bu çalışma kapsamında birçok Kürt aydınını da dinledik. Kemal Burkay’ı da dinledik. Burkay, “Ben 15 yıl boyunca Avrupa’da çelik yelekle gezdim” dedi. Şok olduk. Avrupa gibi bir yerde niye ihtiyaç duyduğunu sorduğumuzda kendisinden: “PKK tarafından 10’a yakın arkadaşım infaz edildi. Aslında bende Kürtlerin haklarını savunuyorum. Sadece onlara tabii olmadığım için arkadaşlarım arasından 10’unu infaz ettiler. Beni de infaz edeceklerdi. Bu yüzden 15 yıl boyunca çelik yelekle gezmek zorunda kaldım” cevabını aldık. Burkay ileri fikirler taşıyor, vesayet konusundaki taleplerini ileri sürüyordu. Ama bunu şiddete başvurmadan yapıyordu. Biz bu konuları Burkay’la TBMM çatısı altında konuştuk” dedi.

Üstün, “Hatta MHP benim hakkımda soru önergesi verdi. Ama biz bunlardan kokmadık, çekinmedik. Bütün konuların konuşulabileceğini gösterdik” diye konuştu.

78 MİLYONA ŞEFKAT ELİYLE UZANAN BİR HÜKÜMET VAR

AK Parti Hükümetinin terörden zarar gören vatandaşlarımızla alakalı olarak 2005 yılında kalıcı bir kanun çıkarttığını anımsatarak o dönemde terörden zarar gören vatandaşlara 6,5 katrilyon ödeme yapıldığını ifade eden Üstün:

“Bu kanun tüm Türkiye’yi kapsıyordu hala da öyle. Bu kanundan istifadeyle zaten zararlar karşılanıyor. Silvan’da da böyle bir olay olmuştu ve bu kanun kapsamında Silvan’da damdan düşen kiremite kadar terörden kaynaklanan her zararı devlet ödedi. Mesela vatandaş terörden kaynaklı göç ediyorsa onun kira parasını ödeyeceğim diyor. O mahallede esnafımızın malı zarar görmüşse bunu da ödeyeceğim diyor. O esnafımız vergisini sigortasını ödeyememişse bunu da karşılayacağım diyor. Buradan göç edip başka bir yere gittikleri durumda yine ikamet ettiği yerde kira yardımı yapacağım diyor. Dolayısıyla 90’lardaki gibi bir hükümet yok. 78 milyona şefkat eliyle uzanan bir hükümet var. Oradaki evlerin arasında tamir edilecek olanlar varsa tamir edilecek. Yok, daha büyük bir zarar görmüşse TOKİ vasıtasıyla yeni bir ev yapmanın da yolları aranacak ”dedi.

PKK’NIN 3 İ’NİN PEŞİNDEDİR

PKK terör örgütünün ve uzantılarının bölgeyi insansızlaştırma, itibarsızlaştırma ve islamsızlaştırma faaliyetlerine dikkat çekerek bu durumu 3 İ faktörü olarak tanımlayan Üstün:

“PKK şu anda 3 İ’nin peşindedir. 1. Sosyal çalkantılar ve ekonomik krizler çıkararak bölgeyi her yönüyle istikrarsızlaştırma… 2. Ya bendensin, ya değilsin o halde terket söylemiyle bölgeyi insansızlaştırma… 3. İslamsızlaştırma… O bölgedeki Kürtlerde, Araplarda, Türklerde muhafazakârdır ve Müslüman bir kimliğe sahiptir. Ama PKK yıllardan beri bu durumdan rahatsızdır. Bunu açıkça ifade etmez ama alttan alttan da bunu destekler. YDGH denen bu yeni oluşum tamamen İslami unsurlara, figürlere, tarihe düşmandır. Niye kurşunlu camiini yaktılar? Çünkü oradaki en büyük İslam sembollerinden biri o camiidir.” diye konuştu.  

BÖLGE HALKI AYRILIKÇI POLİTİKALARI ONAYLAMIYOR

Kürt vatandaşların PKK ile birlikte olmak istemediklerini ifade ederek halkında yansıtıldığının aksine özerklik talebi gibi bir düşüncesinin asla olmadığına dikkat çeken Üstün:

“Son kertede insanlar PKK ile birlikte olmak istemiyorlar. Bölge halkı HDP’ye oy veriyorsa bu PKK’lıdır, mutlaka benim her yaptığıma onay verecektir şeklinde düşünüyorlardı. Türkiye’den ayrılmak ve yeni bir devlet kurmak gibi emelleri doğrultusunda Kürtlere baktığımızda böyle bir ayrılma emaresi böyle bir özerklik talebi görmüyoruz. PKK; tabanıyla, oradaki insanlarla uyuşmadığını gördüğünde adeta deliriyor ve sonraki aşamada oradaki insanların bölgeyi terk etmelerini ve sadece kendinden olanların var olduğu homojen bir yapı oluşmasını arzu ediyor” dedi.

Üstün, “1 Kasım’a 15 gün kala YDGH VE KCK’nın siyasetçilerine ve adaylarına: “Siz araziye çıkmayacaksınız arazide KCK YDGH ve KCK unsurları olacak ve bunlar oy toplayacak” şeklinde bir söylem geliştirdiğini duyduk. PKK bu söylemi de seçimde oyun kendisine verildiğini intibasını halkta uyandırmak ve bu söylemi geliştirmek adına böyle bir adım attı. Seçimi ardından da oylar aslında HDP’ye değil PKK’ya geldi dedi. Bunu atacağı sonraki adımı geliştirmek için yaptı. “Bak görüyomusun PKK’ya ve onun politikalarına oy verdiler” demek için yaptı. Ülkeyi bölmek isteyen PKK,  arkasından yığınların duracağını düşünerek bu stratejiye uygun ortamı hazır etmek için bunu uyguladı. Hendek politikasına geçildiğinde bir de baktı ki böyle bir durum yok, insanlar Türkiye’den ayrılmak istemiyorlar, böyle bir politikayı onaylamıyorlar” diye konuştu.

PKK İSTEMİYOR DİYE HİZMET ANLAYIŞINDAN GERİ DURACAK DEĞİLİZ

Hükümetin hem eğitim hem tarımsal gelişme açısından her alanda bölgenin kalkınmasından yana olduğunu vurgulayarak terör örgütüne karşın Doğu ve Güneydoğu’ya yatırımları sürdürmekte kararlı olduklarını belirten Üstün, şunları söyledi:

“PKK ne yapıyor, yıllardan beri olmadığını iddia ettiği okulları yakıyor çocukların cahil kalması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Güneydoğuda, doğuda ticaret gelişmesin diye Yüksekova havaalanına uçak inmesin diye de elinden gelen her şeyi yaparak orada taciz atışları yapıyor. Orada uçaklar inse kalksa o bölgede ticaret gelişse o bölge insanı kazanmayacak mı ama onlar o kadar gözü kara ki Kuzey Irak’taki Kürtlerinde gelirlerini kesmek için petrol boru hatlarını dahi havaya uçuruyor. Dolayısıyla karşınızda insafsız bir örgüt var. Ondan sonrada dönüp hükümeti suçluyor, Hükümetin yaptıklarını da engelliyorlar. AK Parti, bu yatırımları batıda ne varsa doğuda da o olsun anlayışıyla hayata geçiriyor. Onlar istemiyor diye de bu hizmetlerden geri duracak değiliz.”

28 ŞUBAT MAĞDURLARINA YENİ BİR FORMÜL ÜRETİLECEK

28 Şubat’ın ülkemizin üzerinden geçmiş acımasız bir darbe olduğunu belirterek, Ak Parti’nin iktidara geldikten sonra bu darbenin izlerini silmek adına onlarca kanun çıkarttığını anımsatan Üstün, mağduriyetler ile alakalı olarak yargı alanında adım atmanın kolay bir durum olmadığını da ekledi. Üstün, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Okuldan atılmış bir öğrenci varsa onun dönmesi için, keza memurlar için, yurtdışında okuyup da daha sonradan diplomaları iptal edilen öğrencilerimizden düşününde birçok alanda gerçekten ciddi adımlar atıldı. Öte yandan yargı alanında adım atmak o kadar da kolay bir durum değil. Münferit girişimlerden ziyade daha geniş kapsamlı bir çalışmanın olabilirliği kapsamında bu düzenlemenin parantezini nasıl açılıp nasıl kapatılacağı daha fazla önem arz ediyor. Yani kimler için çıkaracaksınız? Bu tür hukuki girişimlerde genellikle iyi niyetlerle başlanıyor ancak daha sonra Anayasa Mahkemesi’ne bu işler intikal ettiğinde parantezin yan tarafı yıkılıyor, kaldırılıyor, herkesi kapsar hale geliyor. Burada da böyle bir tehlike söz konusudur. Daha önce Rahşan affının da dar çerçeveli olacağı belirtilmişti. Daha sonra bu af herkesi kapsadı ve cezaevlerinde 10 bine yakın insan ya kaldı ya kalmadı. Bu durumu biz kendi aramızda bir önceki dönemde de uzun süre konuşmuştuk. Doğrusu parantezi açıp kapayacak bir formül üretemedik. Şimdi ise İnsan Hakları Komisyonumuzda bir hazırlık var. 28 Şubat’ın kenarda köşede kalan mağdurları arasında kalanlara yönelik ne yapılabilir diye bir çalışma düşünülüyor. Muhtemelen bundan sonraki aşamada kurulacak bir alt komisyon 28 Şubat mağdurlarıyla alakalı olacaktır. Bu çerçevede kurulacak bir alt komisyonda yapılacak çalışmalar neticesinde bir formül üretileceğini ve mağduriyetlerin bir an evvel giderileceğini düşünüyorum.”