Siyasi Etik Yasası siyaseti temiz tutacak

Siyasi etik kanunu meclis genel kurulunda önümüzdeki günlerde görüşülecek. Bu kanun teklifinde ise sizin imzanız var. Öncelikle böyle bir kanuna sizce neden ihtiyaç duyuldu?

Aslında bu meseleyi ben siyasi hayatım boyunca eskiden beri kovalıyordum. Daha önce 2006 yılında yine benzer bir teklifim vardı Komisyonlardan geçmişti genel kurula indi fakat Cumhurbaşkanlığı seçim krizi kapıya dayanınca bunu çıkartamamıştık.

Niye bu kanuna ihtiyaç duyulduğuna gelirsek;  Türk siyasi hayatında özelikle 1990’lı yıllarda bir kirlenme oldu. Ülke genelinde yaşanan siyasi ve ekonomik krizlerden dolayı siyasetçinin itibarında ciddi gerilemeler yaşandı. Hatırlarsınız bu yıllarda anketlerde siyasetçilere duyulan güven diplerde yer alıyordu. Ayrıca siyasetçileri yıpratmak için iftiralarda atıldığına şahit olduk.

İşte hem çeşitli denetleme mekanizmaları getirerek Meclisin ve parlamenterin itibarını korumak, milletvekilleriyle alakalı etik olmayan davranışla ilgili bir durum varsa bunun tespiti ve denetlenmesini gerçekleştirmek hem de siyasetçiyi yıpratmak için atılan bir iftira varsa bunun tespit edilerek ortaya çıkarılması için böyle bir yasa ve komisyonun kurulması gerektiğini düşünerek bu kanun teklifini verdik.

Peki, bu kanun teklifi yasalaştıktan sonra bu etik kurulu nasıl işleyecek?

Öncelikle uyulması gereken açık net kurallar olacak bunun dışında milletvekilliyle bağdaşmayan işler var onları bu kanun ile net bir şekilde ortaya koyuyoruz.  Meclisteki bütün parti grupları kendi içerisinde etik denetimlerini yapacak kurullar oluşturmasını öngörüyoruz. Sonra her partiden gelmiş milletvekillerinden oluşmuş bir komisyon oluşacak. 11 kişiden oluşacak bu komisyon TBMM Başkanı Başkanlığında toplanarak kendisine gelen milletvekilleri hakkında şikâyetleri incelemeye alacak. İnceleme sonucunda milletvekili etik davranışta bulunmamışsa diyecek ki milletvekili şu hareketiyle şu davranışıyla etik olmayan milletvekiliyle bağdaşmayan bir iş yapmış bunu tespit edecek ve bundan vazgeçmesini isteyecek.

Bu davranışta ısrar ederse milletvekili anayasanın 82. maddesinde de var milletvekilinin milletvekilliğinden düşmesine kadar giden bir süreç var. Bu süreç başlayacak tabi ben bu sürecin buraya kadar varacağını zannetmiyorum. Çünkü bir milletvekili hakkında bir dosyanın açılması bu çerçeve de gerçekten üzücü bir durum olur. Hele bide ihlalin tespit edilmesi daha üzücü bir durum olur onun için milletvekillerin bu noktadan sonra kedilerine daha çok dikkat edeceklerini eylemlerine, söylemlerine daha çok dikkat edeceklerini ve bu meseleyi milletvekilliklerinin düşmesine kadar götürmeyeceklerini tahmin ediyoruz.

O bakımdan siyasetin temiz kalması temiz yürümesi kamu yararına yapılması için böyle bir sistem öngördük

Etik komisyonu ne kadar sıklıkta toplanacak? Şikâyet üzerine mi toplanılacak?

Şikâyet üzerine dosyalara bakılacak bu komisyon Meclis Başkanın nezdinde kurulacak komisyonun sadece şikâyetlere bakma değil milletvekillerinin etik konularda bilgilendirme görevi de var. O bakımdan ihtiyaç duydukça toplantı yapabilecek. Sempozyumlar düzenleyecek kitaplar bastırılacak ve milletvekilleri bilgilendirilecek çünkü milletvekili anasından siyasetçi doğmuyor.

Yani sadece cezalandırma değil aynı zamanda bu etik anlayışının da yerleştirilmesi içinde mi faaliyette bulunacak bu etik komisyonu?

Evet tabiî ki. Bu etik anlayışının anlatılması, özümsenmesi, yaygınlaştırılması vb bu konularda da faaliyetlerde bulunacak. Dünya örneklerini alma bunları getirme veya bizim bu kurduğumuz örneği diğer ülkelerde anlatma gibi bir takım görevleri de var. O çerçevede sadece bir şikâyet konusu dosyalara bakamayacak aynı zamanda da eğitici, araştırıcı,  bilgilendirici bir takım rolleri olacak.

Tabi bu kurduğumuz sistem bir başlangıç Türkiye’de ilk kez kuruluyor dolayısıyla sistemi biraz yumuşak kuruyoruz. İşlemesini biraz görmemiz lazım daha sonraki aşamalarda geliştirebilir mi geliştirilebilir. O çerçeveden baktığımızda belki eleştirilerde olabilir zaman zaman.

Basında bu kanun teklifiyle ilgili olarak en çok hediyelere getirilen 13.000 liralık limit konusu gündeme geldi. Bu konuyu açıklığa kavuşturtabilir misiniz? Bu rakam nasıl tespit edildi?

Halen yürürlükte olan 3628 sayılı mal bildiriminde bulunulması, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili düzenlemelerde bulunan bir kanun var. Bu kanun bütün milletvekillerine, belediye başkanlarına ve tüm kamu görevlilerine hitap ediyor yani memurlarda, askerlerde, yargıçlarda buraya tabi. Bu kanunda yurtdışından kabul edilebilecek hediyeler için üst limit olarak asgari ücretin 10 katı gibi bir hüküm getirilmiş. Bizde bu hükmü aynen buraya taşıdık yani milletvekilleri için özel bir düzenleme yapmıyoruz. Şunu da belirteyim ben 14 yıldan beri milletvekiliyim ve şu ana kadar ne 13.000 liralık hediye veren nede alan gördüm doğrusu böyle bir şeye hiç vaki olmadım. Ama komisyon yani meclis genel kurulu bu rakamı çok görüyorsa düşürülebilir. Dediğim gibi biz var olan bir kanunu buraya taşıdık yeni bir şey getirmedik.

Yurtiçindeki hediyeleşmeler ile ilgili limiti ise Meclis başkanlığının takdirine bırakıyoruz. Meclis Başkanlığı Türkiye’deki hediyeleşme örf adetlerini göz önünde bulundurarak milletvekillerinin kabul edeceği hediye limiti olarak cüzi bir miktar belirleyecektir.

 

Kanun teklifinde milletvekillerinin yapacağı ve yapmayacağı işler çıkar çatışmasına yol açmayacak meslekler konuları da düzenleniyor. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Şimdi çıkar çatışması konusu ilk kez bu kanunla siyasi gündemimize taşımış oluyor.  Bugüne kadar Türkiye’de böyle bir kavram ne anayasamızda ne iç tüzüğümüzde yer almıyordu. Biz diyoruz ki bir milletvekili yasama faaliyetlerinde kendi çıkarıyla oy, kanun çatışıyorsa onda bulunmasın, katılmasın, görüş bildirmesin veya milletvekilinin davranış tarzları artık başka bir kurumun çıkarını savunuyor gibi görülüyorsa bunda da etik kurallar bu manada devreye girecek. Bu çok önemli bir hüküm olarak devreye giriyor.

Milletvekilinin yapamayacağı işler ise zaten anayasamızda 82. maddesinde belirtilmiş. Anaysa milletvekilinin göreviyle bağdaşmayan işleri uzun uzun saymış biz buralara bazı hükümler de ekledik. Mesela diyoruz ki TBMM üyesi olmaktan kaynaklanan konum ve yetkileriyle milletvekili unvanlarını kendilerine yakınlarına veya 3. Kişilerin menfaat sağlama amacıyla kullanmaktan kaçınırlar. Ayrıca milletvekilleri görevleri yaparken adalet eşitlik ve dürüstlük ilkelerine ve objektif esaslara göre davranırlar, Dil, din, felsefi inanç, siyasi inanç, ırk ve benzeri sebeplerle ayrımcılık yapamazlar gibi.

Çıkar çatışması oluşturan veya oluşturma ihtimali olan durumlardan kaçınırlar. İlk kez diyor çıkar çatışması. Kendileri nezdinde etkilemek amacıyla yapılan ziyaretler ve diğer faaliyetler hususunda açıklık ve şeffaflık gözetirler. Evet, siyasetin doğasında diyalog vardır, siyasetçiyi etkilemek vardır ama bu faaliyetleri açık yapacaksın kapalı kapılar ardında gizli şüphe çekecek şekilde yapmayacaksın. Yani bir dernek, sivil toplum örgütü randevu isteyebilir veya bir belediye başkanını bir işi vardır senden randevu isteyebilir ama bunları kapalı kapılar ardında gizlice fısıldaşarak değil açık sekreterin var danışmanın var bu şekilde yapacaksın diyor.

Şimdi bu kanun teklifinin mimarı Türk siyasetine ne gibi katkısı olacağını düşünüyorsunuz?

Bir defa Türk siyasetine bir nitelik getirecek bu çok önemli. Mesela bundan iki üç yıl önce bir milletvekili TRT de program yapıyordu yılda 1 milyon TL ye bu etik olmayan bir davranış ama o zaman bunu kontrol edecek bir mekanizma yoktu.  Gazetelerde yazıldı çizildi ve öyle kaldı. Şimdi bu yasa ile etik komisyonu bu tür davranışları önceden engelleyeceği için siyasete bir nitelik getirecek.

İkincisi siyasetçiyi iftiradan da kurtaracak. Eğer milletvekili hakkında bir karalama kampanyası varsa milletvekili gelip başvuracak diyecek ki benim hakkımda böyle bir karalama kampanyası yürütüldü etik komisyonu bunu incelesin ve ortaya çıkarsın. Eğer inceleme sonunda bu iddia doğru ise gerekeni yapsın veya iddia asılsız ise de bununla ilgili açıklama yaparak şüpheleri gidersin ve siyaseti lüzumsuz iddialardan korusun.

Özetle böyle bir komisyon olacak ve toptan değerlendirdiğimizde de siyasetin ve siyasetçinin niteliğini arttıracak.

Meclis Genel Kurulu’nda geçen hafta Türkiye’de İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun kurulması ile ilgili kanun kabul edildi. Bu kurumun amacı ne kapsamı ne kime ne katkı sağlayacak bunu özetleyebilir misiniz?

İnsan Hakları Kurumu aslında 2012 yılında kanunu kurulmuştu. O zaman ben TBMM insan hakları komisyonu başkanıydım ve komisyon başkanı olarak kanunun kurulmasına katkı sağladım. Fakat Avrupa Birliği sürecinde AB bir ayrımcılıkla mücadele için bir kurumun da kurulmasını istedi. Şimdi dedik ki iki tane ayrı kurum olacağına İnsan Hakları Kurumuna ayrımcılıkla mücadele görevini verelim. O kanun içersinde bunun maddelerini de düzenleyelim ve bizim İnsan Hakları ve Eşitlik Kurum’umuz olsun.  Bunu Avrupa olumsuz olarak ifade ediyor ayrımcılık diyor bizde ayrımcılık kulağı tırmalayan bir şey. Bu nedenle eşitlik kurumu dedik ama yapacağı iş ayrımcılıkla mücadele olacak.

Şimdi bu kurumun iki tane temel görevi oldu. 1. Türkiye’de insan hakları ihlallerini önlemek bu konuda insanları bilinçlendirmek duyarlılığı arttırmak vs. İnsan Hakları alanında bir görevlendirme olacak. 2. Ayrımcılıkla da mücadele edecek.

Şimdi ayrımcılıkla mücadele ilk kez yine bizim hukuk literatürümüze giren bir konu daha önce 2005 de ceza kanuna girdi ama şimdi şimdi ise bir önleyici hukuk çerçevesinde giriyor ve bunun bir müessesi oluşuyor. Ayrımcılıkla mücadele veya tersinden baktığınızda eşitlik kurumu çok önemlidir. 

Türkiye’de yaşayan 78 milyon olarak bu topraklar üzerinde birbirimize tahammül ederek barış içerinde yaşamak istiyorsak bir defa hepimizi eşit görmemiz lazım. Anayasa’da olan eşitlik ilkesini tam hayata geçirmemiz lazım. Ama öyle durumlar oluyor ki Türkiye’de ayrımcılığa maruz kalıyor ki insanlar şaşarsınız. Eskiden başörtüsü vardı Allaha çok şükür çözüldü. Ama ileriki yıllarda çok değişik örnekler gelebilir. İşte etnik geçmişinden dolayı veya kadın- erkek olmasından dolayı veya saçının siyah beyaz olmasından dolayı birçok sebepten dolayı ayrımcılığa maruz kalabilirsin.

Peki, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulduğu zaman bütün bunların denetimini mi yapacak yoksa bunlarla ilgili normların oluşmasıyla ilgili kriterlerin oluşmasıyla ilgili çalışmaları mı yapacak?

Denetimde yapacak ama aynı zamanda deminki komisyon gibi bilgilendirme sempozyum düzenlemek gibi şeylerde yapacak ama denetimini de yapacak.

Bu kurumun yerinde inceleme ve rapor yazma yetkisi var, bilirkişi kullanma yetkisi var. Kendi uzmanlarını gönderme yetkisi var. Kurumun 300’ e yakın personeli olacak kendilerine ayrımcılıkla alakalı bir şikâyet geldiğini gerekli inceleme ve denetim sürecini başlatacaklar.

 Bu kurum toplumsal barışa katkı sağlayacak çok önemli bir kurum olacak. Hele hele Türkiye gibi yani 72 buçuk millet yaşıyorsa Türkiye’de o zaman sizin böyle müesseslere ihtiyacınız var kimse kimsenin tavuğuna kış dememesi lazım kimse kimseyi hakir görmemesi lazım. Hizmet sunanlar kimseye ayrımcılık yapmaması lazım herkes burada barış içerisinde yaşaması lazım bunu temin etmek adına kurulacak bir müessese.

Alevi reform paketinin de son aşamaya geldiği ile ilgili değerlendirmeler basında yer aldı.  Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Alevi vatandaşlarımızın sorunlarının giderilmesini amaçlayan çalışmalar, 2009 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bir çalışma başlamıştı. Biz 1 Kasım seçiminden önce de seçim beyannamemize bu tamamlanamayan çalışmaların tamamlanacağının taahhüdünü verdik. İşte bu reform taahhütlerimizden bir tanesi de Alevi kardeşlerimizin sorunlarını çözmek var mı böyle bir meseleleri evet gerçekten de var. Bu noktada neler yapılabilir dersek henüz daha kanun açıklanmadığı için açıklama yetkim yok. Ancak kabaca şunu söyleyeyim Cemevlerinin giderlerinin karşılanması elektrik su gibi onun dışında Cemevlerinin açılmasının yasal statüye bağlanması. Cemevlerinde görev yapacak din görevlilerinin maaşlarının ödenmesi gibi. Yine ayrımcılığa maruz kaldıklarını iddia eden alevi kardeşlerimizin, bunu fiilen ortadan kaldırılması zaten ayrımcılıkla ilgili kanun çıkartıyoruz.  Bu da çok önemli bir adım dolayısıyla hem pratikte hem de yasalar önünde bir takım Alevilerle ilgili sorunları ortadan kaldıracak adımlar atacağız ama dediğim gibi bu yakın zamanda bitmek üzere ama bitmeden detay vermekte olmaz.

Romanların haklarının iyileştirilmesi konusunda da çalışmalar yapılıyordu. Bunu konuda bilgi verebilir misiniz?

Siz gelmeden önce burada Romen bir sivil toplum örgütüyle toplantı halindeydik ve toplantıda sayın başbakanımızın atamış olduğu Roman danışmanı da vardı.  Sık sık bu toplantıları yapıyoruz.

Aslında 78 milyon içerisinde toplum katmanlarına baktığımızda en fazla mağdur olan kesim Romenlerdir. Bunların sorunlarını bir an önce çözmemiz lazım, Aslında Türkiye’de yaşayan Romenlerin durumları Avrupa’dan çok daha iyi ama fiziki şartlar konusunda sıkıntıları var.

Romenlerin sorunlarını tespit ettik çözüm çalıştayları yapıyoruz. Romenlerin sorunları belli iskânla ilgili sorunları var iş istihdamla ilgili sorunları var eğitimle ilgili var. Ayrımcılıkla alakalı sorunları var, önyargıyla ilgili sorunları var işte bütün bunları çözmek için illerde toplantılar yapıyoruz. İşte bu toplantıyı mesela Sakarya’da yaptık Samsun’da yapacağız daha sonra Konya’da yapacağız. Bu toplantılarda sorunun sahipleriyle bu sorunun çözümü sahiplerini karşı karşıya getiriyoruz ve o şehirdekileri sahaya topluyoruz ve anlat bakalım ne temel sorunların var. Diyor ki bizim çocuklarımız okula gidemiyor. Neden gidemiyor? Okul mu yok? Okul yok diyorsa okul yapılacak diyoruz oraya yok okul var ama ekonomik nedenlerle ilgili gidemiyorum diyorsa Aile ve Sosyal Politikalar müdürlüğü orada devreye giriyor. En çok diyor ki bizim mahallenin alt yapısı yok kanalizasyonu yukardan akıyor.  Belediye başkanı orada devreye giriyor. İŞKUR Müdürümüz orada istihdamla ilgili. Milli Eğitim Müdürümüz orada şimdi artık çözüm çalışmalarına geçtik.

Çok yakında da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız Romen Stratejik belgesi açıklayacak. Burada da adım adım ne yapılması gerekenler yazılı.  Orada da çok detaylı bir çalışma yapıldı bunun politikasını partimiz belirliyor. Bu uygulamalar elbette AK parti hükümetinin uygulamalarıdır. Sayın Başbakanımızın Mardin’de açıkladığı yeniden inşa bu masanın etrafında konuşuyoruz bunları politikalar burada belirleniyor ve ondan sonrada diğer birimlere yayılıyor onun için İnsan Hakları Kurumunun kurulmuş olması partimiz açısından da son derece önemli bir kazanım ortaya çıktı. Belirlenen politikalar dalga dalga hem meclisten kanun çıkıyor yok idari açıdan bakanlıklar da yapılacak işlemler varsa eylem planlarına dönüştürülerek adım adım sahada bunların uygulamasına geçiliyor. Çok pratik etkin bir birim olarak çalışmamıza devam ediyoruz.

AK Parti’nin insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcısı olarak güneydoğuda terörle mücadeleye karşı devam eden operasyonlarda insan hakları ihlallerinin minimuma indirilmesi konusunda neler yapıyorsunuz?

Bu haklı mücadelenin zarar görmemesi için terörle mücadelenin hukuk içerisinde meşruluk içerisinde yasal hukuk içerisinde kalmasına özen gösteriyoruz. Bunun için sürekli olarak bölgeye ziyaretlerde bulunup halkın nabzını tutuyoruz. Hem bölgedeki sivil toplum örgütleriyle görüşüyoruz hem vali, emniyet genel müdürü ve oradaki esnafımızla vatandaşlarımızla görüşüyoruz.

Kesinlikle terörle mücadelede bahsedildiği gibi 1990 lı yıllara dönülmesi mümkün değil. AK parti hükümeti itinalı bir terörle mücadele yapıyor sivillerimiz zarar görmesin diye o kadar iddialı bir çalışma yapılıyor ki bazen güvenlik güçleri kendi canlarını dahi tehlikeye atıyor. Terörle mücadele de güvenlik birimlerinin işi bir yere kadardır. Ondan sonraki aşamada vatandaşı kendi yanımıza çekecek adımlar atmak lazım işte bu dönemde yaptığımız bunlar Diyarbakır’da başbakanımızın açıkladığı eylem planı buna yöneliktir orada diyoruz ki vatandaşın bir tuğlası dahi zarar görse onu hükümetimiz karşılayacak evi yıkılmışsa evini yeniden yapacak mahallesi zarar gördüyse Sur’da olduğu gibi komple o bölgeyi yenileyecek. Bu arada vatandaşlar evden çıkmak zorunda kalıyorlarsa onları hemen otellere ve akrabaların yanına yerleştiriliyor ve onlara gerekli maddi manevi destekler sağlanıyor mağdur olması engelleniyor. Çocuklarımızın eğitimleri yarım kaldı onlar için telafi edici kurslar sağlandı. Yine bölgenin yeniden inşa konusunda Sayın Cevdet Yılmaz başbakan yetkileriyle donatılmış vaziyette yetkilendirildi bu çok önemli sık sık o bölgede. Dün ben Cevdet Yılmazın Bakan yardımcısı Yusuf Coşkun’u aradım bir konu için neredesin diye dedi ki Hakkâri’deyim bakın bakan bir yerde bakan yardımcısı bir yerde işte bölgeye gidip bölgenin nabzını tutarak yeni çözümler üretiyoruz.

Ben geçen hafta Ağrıdaydım, merkezde, Patnos’ta .. O ilçeleri gezdim. Öte yandan Ağrı belediyesinin HDP’li Başkan’ı Sayın Sırrı Sakık ayda bir gelip bir hafta kalıyormuş ve Çankaya’da oturarak o bölgeleri yönetmeye kalkıyor. İşte aramızda ki fark bu!

Son olarak, Kilis’in Nobel ödülü olması içinde Nobel komitesine bir başvuruda bulundunuz bu konuda yeni bir gelişme var mı?

Aslında 3 milyon mülteciye kucak açan Türkiye’mizin tamamı Nobel barış ödülünü hak ediyor.  Fakat bir il var ki kendi nüfusundan çok daha fazla göçmeni barındırıyor. İşte Kilis 40.000 i kamplarda yaklaşık işte 100.000 ide bir ilin mahallerinde sokaklarına olmak üzere kendi 130.000’lik nüfusundan daha fazla göçmene ev sahipliği yapıyor. Kilisliler kendi iş alanları, parkları, mekânları, yolları sundular açtılar paylaşıyorlar ve en ufak bir olay olmamış.

Nobel komitesine Avrupa şehirleri Paris’e Londra’ya veya Oslo’ya kendi nüfusları kadar göçmen gelse siz ne yapardınız düşündünüz mü dedik.

Kilis çok büyük fedakârlıklar da bulunan bir ilimiz. Bu motivasyonla Kilis’in Nobel adaylığı için başvurduk.  İnşallah bir hayırlı sonuç alınır ama şunu da ifade edeyim zaten Kilis gönüllerde bu madalyayı hak etti ve adlıda.

Önümüzde haftalarda inşallah Sayın başbakanımız ve Almanya Başbakanı Merkel Kilis’e gidecekler ve orada bir programa iştirak edecekler. Kilisin seçilmesi de işte burada bir mana ifade ediyor. 

DAILY SABAH