Suriyeliler kalırsa bizim kazancımız olur

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, gazetemiz Karar’a dikkat çekici açıklamalarda bulundu. AK Partili vekillerin dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmayacağının altını çizen Üstün, ‘AK Parti dokunulmazlıkların kaldırılmasını istemiyor’ diyen muhalefetin, Davutoğlu’nun “Bütün dokunulmazlıkları kaldıralım” çıkışı sonrası, U dönüşü yapmanın yollarını aradığını söyledi.

 

MUHALEFET BEKLEMİYORDU 

AK Parti’nin dokunulmazlık teklifi tam olarak ne anlama geliyor?

AK Parti’nin teklifi, anayasamıza geçici bir madde ilavesini içeriyor. Dokunulmazlık dosyalarının Meclis’e görüşülmesinin oldukça uzun bir prosedürü var. Karma komisyon kuruluyor, onun içinden bir hazırlık komisyonu kuruluyor, bunlar bir karar veriyor, tekrar dosya karma komisyona geliyor, karma komisyon bu dosyaları yeniden görüşüyor. Genel Kurul’a havale ediyor, Genel Kurul’da ayrı ayrı görüşülüyor, savunma süreleri var vs. Biz bu yaşanması muhtemel uzun süreçleri bypass etmek adına Meclis’te tüm partileri kapsayan 507 tane dosyanın; kimin olduğuna, hangi partili olduğuna, hangi suçu işlediğine bakılmadan dosyaların ele alınabileceği bir kısayol önerdik. 

Yanlış anlaşılmamak adına sadece bir partiyi hedef almış olmamak adına dosyası bulunan tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için teklif verdik. Çıkaracağımız bir ek maddeyle de bu 507 dosya olduğu gibi yargının önüne gelsin istedik. Bu dosyaların bazıları çok basit suçlardan ibaret olduğu gibi bazıları da teröristleri kutsayan ve onları destekleyen eylemleri kapsıyor. Eğer dokunulmazlığı düzenleyen 83. maddede daha kapsamlı bir değişiklik olacaksa anayasa çalışmaları zaten gündemde orada bu çalışmaları yapabiliriz. Ancak o kulvara girersek genel işleyiş uzar. Biz işleri uzatmayalım diyoruz. Mevcut dosyalarla ilgili fezlekeleri yargıya gönderelim, yargı dosyaları ayıklasın ve kim ne yaptıysa cezasını versin diyoruz. Kısaca yargının önünü açalım istiyoruz.

Muhalefet niye karşı çıkıyor?

Muhalefet bizim böyle bir teklif getireceğimizi düşünmüyordu. AK Parti’nin de kendi dosyaları var, bu dosyalardan çekinir düşüncesiyle bizim sadece HDP’lilerin dosyalarını getireceğimizi tahmin ediyorlardı. Bu arada da biraz yalancı pehlivan gibi ortalıkta dolaşıyorlardı. AK Parti dokunulmazlıkların kaldırılmasına izin vermiyor, korkuyor gibi kamuoyunu yönlendiren beyanatları vardı.

Bakın, Ak Parti’nin 317 milletvekili var. Buna karşın sadece 42 fezlekesi var. CHP’nin 130 milletvekili olmasına rağmen 154 fezlekesi, neredeyse bizimkinin 3 katı fezlekesi var. Biz Ak Parti’ olarak abdestimizden eminiz. Ancak içimizde suç teşkil eden bir olayın içerisinde yer alan varsa yargılansın diyoruz. Zaten bizim arkadaşlarımızın dosyalarında kayda değer, suç teşkil edecek bir durum da bulunmuyor.

 

Sn. Başbakan’ın da dediği gibi AK Parti şah dedi ve oyunları bozulmuş oldu. Nitekim Sn. Naci Bostancı’yla birlikte grupları ziyarete gittiğimizde tavırları itibariyle ne diyeceklerini bilemediklerini, deyim yerindeyse şok olduklarını gözlemledik. Belli ki bu konuda zaman kazanmanın, nazikçe bir U dönüşü yapmanın yollarını arıyorlardı.

O izlenimi mi edindiniz?

Evet, izlenimim bu yöndeydi. AK Parti, hangi partiden olduğuna bakılmadan bütün milletvekili dokunulmazlıklarını bir seferliğine kaldıralım diyor. Tabii dokunulmazlık müessesesi yine yerinde dursun. Bu noktada dokunulmazlık müessesini tamamen kaldıralım demek, popülist bir yaklaşımdan öteye geçmez.

Bir defa Türkiye’de bütün erklerin bir dokunulmazlık zırhı olduğu gibi; yasamanın, yürütmenin ve yargının da kendi üzerinde bir dokunulmazlığı bulunuyor. Siz şimdi milletvekiline değil de yasama meclisine verilmiş olan bu yetki ve imkânı kaldırırsanız, yasamayı yargı ve yürütme karşısında güçsüz kılarsınız. Yarın bu erkleri savunmasız bir hale düşürdüğünüzde ise yalan yanlış iftiralara maruz kalırlar. Böyle olunca milletvekilleri yasama görevini icra edeceklerine her gün mahkemelere gidip savunma vermek zorunda kalırlar. Mesela Sn. Kılıçdaroğlu’nun 39 tane dosyası var. Savcı bunların hepsinden ifadesini almaya kalksa, her dosyaya birer gün ayırsa 39 gün eder. Yani Kılıçdaroğlu, 39 gün savcılıklara gidip gelmek zorunda kalır. Aynı şekilde Sn. Kılıçdaroğlu’na bu dosyalardan dava açılsa bir 39 gün de mahkemelere gidip gelir. Dolayısıyla Genel başkanlık görevini yapamaz hale gelir. İşte bunun önüne geçmek için anayasa koyucu, bu yasama dokunulmazlığı sistemini getirmiş.

Bir seferliğine kaldırılıyor ama?

Tabi bir seferliğine bunu yapıyoruz. Mevcut dosyalardaki o prosedürleri aşmak ve zaman kazanmak için bir seferliğine ve bir altın vuruşla bütün hepsini kaldırıyoruz. Hem teröre destek olanlar yargılansın mantığıyla hem de AK Parti’nin dokunulmazlıklardan çekinecek herhangi bir durumu olmadığını göstermek adına bunu yapıyoruz.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasını teröre destek veren milletvekilleri açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Hükümetimiz terörle mücadele konusunda ek tedbirler alarak son derece keskin bir mücadele ortaya koyuyor. Ama bu arada teröristi kutsayan teröristin cenazesine, taziyesine katılan hatta cenazede ‘senin gittiğin yoldan gideceğim’ diyebilen milletvekilleri var. Vatandaşımız en azından teröre destek olan siyasetçilerin Meclis’te olmamasını ve bunların hak ettikleri cezalarla cezalandırılmasını arzu ediyor. Toplumda bu yönde bir beklenti, hassasiyet söz konusu. Terörle mücadele bu kadar kritik bir noktadayken dokunulmazlıklar konusunda herhangi bir adım atmazsak, siyasetçiler olarak tarihi bir sorumluluğun altına girmiş oluruz.

CHP’nin dokunulmazlıklarla ilgili önerisi oldu geçmiş dönemdeki Bakanların dosyalarının da ele alınmasını talep ettilerini söylediler. Neler söyleyeceksiniz?

Bakanlarla ilgili dokunulmazlık süreci anayasamızda meclis soruşturması sistemi içerisinde ayrı bir müessese olarak düzenlenmiştir. Yalın milletvekili dokunulmazlığından farklı özelliklere sahiptir. Bugün için gündemde Bakanlarla alakalı öne sürülmüş bir iddia ve başlatılmış bir süreç yoktur.

TÜRKİYE’DEN AVRUPA’YA İNSANLIK DERSİ

Türkiye 3 milyona yakın Suriyeliyi barındırıyor. Avrupa belli sayıdaki mülteciyi bile almaktan aciz durumda. İnsan Hakları açısından büyük resmi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye kendisine yakışanı yapıyor. Türkiye 6 yıldan beri açık kapı politikası izliyor. Gelenlerin kimliğini, mezhebini-meşrebini sormuyor herkese kucak açıyor. İnsan hakları açısından baktığınızda bu müthiş bir örnek teşkil ediyor. Ama Avrupa bir sorun kendi sorunu haline gelmeden durumu önemsemiyor. Türkiye bu göçe 6 yıldan beri maruz kalıyor ama ne zaman ki bu göç Avrupa’ya doğru yönelince böyle bir sorun mu vardı demeye başladı. Avrupa bundan neden telaşlanıyor? Bir refah toplumu haline gelen Avrupa bu toplumu yapısını daha da uzatmak istiyor. Hiçbir medeniyet sonsuza kadar sürmez. Kendi medeniyetinin de bir gün geriye gideceğini biliyor. Bunun göçmenler yoluyla tehlikeye girdiğini gördü ve büyük bir telaşa kapıldı.

Avrupa’yla yaptığımız Mülteci Kabul Anlaşmasını nasıl görmeliyiz?

Bu anlaşmayı olumlu görüyorum. Tabi buraya giden insanlar kimler? Gariban Müslümanlar. Ege’den geçişler devam etseydi, Aylan bebekler ölmeye devam edecekti. Biz ölümlerin önüne geçecek bir formül ürettik. Hükümet olarak Avrupa’yla birlikte çalışalım, Ege’yi kontrol edelim dedik. Bu bize ne kazandırıyor?

Bir, yasadışı geçişleri önlüyor. Bakın bu kapı açık olduğu sürece sadece Suriyeliler gelmiyor. Son aldığımız veriye göre Ege’de yakalananların yüzde 50’si Suriyeli, yüzde 50’si de üçüncü dünya ülkesi dediğimiz Afganistan, Myanmar, Pakistan’dan geliyorlar. Bu hat açık diye insanlar buradan geçmek istiyor. Bu hattı bir defa kapatmamız lazım. Hem bunu Suriyeliler için hem de diğer ülkeler için yapmamız lazım. Ondan sonra Türkiye’nin göçmenler için bir depo ülkesi olmasını önlemek için de ikinci adımı atıyoruz. Aldığımız kadar göçmeni yasal yollardan Avrupa’ya veriyoruz.

Göçmenlerin durumuyla alakalı olarak uzun vadede ne öngörüyorsunuz?

Gönül bağımız olan bu kardeşlerimizle 100 yıl önce aynı nüfus cüzdanlarını taşıyor, birlikte yaşıyorduk. 100 yıl önce Suriye diye bir devlet yoktu. Bizim Haleplimiz vardı, Şam ilimiz vardı. Ne kadar zorlarsak zorlayalım göçmenlerin en az yarısı burada kalacak. Onlarla beraber yaşamaya alışmamız ve kendimizi konumlandırmamız lazım. Bundan sonra Türkiye'nin yerleşik nüfusu üzerinden çok, göçmen nüfusu üzerinden insan hakları meseleleri olacak. Süreci iyi yönetmemiz gerekiyor. Göç me­se­le­si­ni le­hi­mi­ze çe­vir­me­miz la­zım. Bu göçü iyi idare edebilirsek bizim için büyük bir fırsat.

Tür­ki­ye bir dün­ya dev­le­ti ola­cak­sa bü­tün bu so­run­la­rın üs­te­sin­den gel­me­li­dir. Bu noktada Tür­ki­ye'ye fay­da ve­re­cek­le­ri şe­kil­de pro­je­ler üret­me­miz, onları kazanmamız ge­re­ki­yor. Göçmenlerin iş gü­cü­ne ka­tıl­ma­la­rı, sağ­lık sis­te­mi­ içe­ri­sin­de yer al­ma­la­rı ve eği­tim­le­ri ve ika­met­le­ri gi­bi sorunları hep birlikte aşacağız.

Peki, vatandaşlık verilecek mi?

O bir sonraki aşamada değerlendireceğimiz bir konu. Ama Avrupa’yla yaptığımız anlaşmayla birlikte biliyorsunuz ilk etapta 3 milyar euro, ikinci etapta bir 3 milyar euro daha alacağız. Bu paraları tamamen buradaki göçmen kardeşlerimiz için harcayacağız. Onların eğitimine, sağlığına, istihdamına katkıda bulunmak için harcayacağız. Belki kalıcı konutlar yapılacak. Giden gidecek ama muhtemelen bir kısmı da burada kalacak. Bunlar yapıldıktan sonra yine inşallah bölgeye barış hâkim olur diye temenni ediyorum.

İlerleyen süreçte geri gönderme gibi bir durum söz konusu olur mu?

Biz zorla kimseyi gönderemeyiz. Belki teşvik edebiliriz. Hükümetimizin politikası olarak Türkiye’nin nüfusu artsın istiyoruz. Göçmenlerin yarın iş gücü piyasasına kazandırılması, eğitim verilmesi gibi yaşanabilecek gelişmeler Türkiye’nin nüfusunun nitelikli bir ortamda artması için önümüze bir fırsat ortaya koyuyor. Zaten bu gelişmeler Hükümetimiz tarafından plan dahilinde işletiliyor. Gaziantep’teki eğitim çağına gelmiş olan mülteci çocuklarının yüzde 95’i okula gidiyor. Önemli bir başarı bu. Bu kardeşlerimiz içerisinden yarın Türkiye’ye hizmet edecek büyük dehalar çıkacak. O bakımdan biz bu göçü kendimize külfet değil, bir nimet olarak görüyoruz. Elbette ki gitmek isteyenler için gidiş yolu teşvik edilecek, kalanlar için ise herhangi bir şey yapılmayacak.

Peki ya entegrasyon süreci?

Göçmenleri toplumla bütünleştirecek yeni bir iskân politikası, bir entegrasyon süreci belirlemek lazım.

CEZALARI ARTIRDIK

Karaman’da yaşanan istismar olaylarında toplum nezninde belirli bir hassasiyet oluştuğu malum. Bu konuda Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması kararlaştırıldı. Neler söylemek istersiniz?

Bir defa çocuk istismarı yapanları şiddetle lanetliyoruz. AK Parti döneminde 2005’te çıkardığımız ceza kanunuyla birlikte çocuk istismarı suçlarında cezaları olabildiğince artırdık. Bu konuda AK Parti ve Meclisimiz elinden geleni yapmıştır ama hala kendini bilmez insanlar varsa bunlara karşı da şiddetli bir şekilde üzerine gitmemiz lazım ve en ağır cezaları vermemiz gerekir. Bu kişilerin toplum içerisinde gezme hakları yok. Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, dünyanın neresine giderlerse gitsinler bulunmalı ve yargılanmaları lazım. Bizim bu noktada çekinecek, birini kollayacak bir pozisyonumuz yok.

Bu suçlara verilen cezalar bağlamında caydırıcılık artırılabilir mi?

Bakın, 2005’te çıkardığımız TCK’da bu suçları işleyenlerle alakalı en ağır cezaları getirdik. Bir öğretmen öğrencine karşı bu suçu işlemişse ya da bir idareci idaresi altında bulunan bir kişiye karşı bu suçları işlemişse bu cezaların ağırlaştırılarak verilmesi yönünde hükümler getirdik. Şu yapılmalı: Bir yerde bir istismar meselesi duyulduğunda efendim bunu şimdi gündeme getirmeyelim, aman burada kurum zarar görmesin, aman toplumda infial olmasın, aman aile zarar görmesin gibi birtakım gerekçelerle olayın üzeri örtülmemesi lazım. Türkiye’de belki mahsurlu görebileceğimiz nokta burası. Yoksa Türkiye’de bu suçlara verilen cezalar caydırıcıdır. Savcılığa intikal edememiş bir takım vakalar vardır. Olaylar biraz gizli kalıyor ve cezasızlık gündeme geliyor. Böyle bir olay duyulur duyulmaz hemen yargıya intikal ettirilmesi lazım.

Çocuğun kendini ifade edememesi gibi durumlar da meydana geliyor.

Bu tür suçlara maruz kalan yavrularımızın psikolojisi bozulmasın diye hangi usullerle ifadesinin alınacağı tek tek belirtilmiştir. İfadeler yalnızca bir psikolog uzman eşliğinde camın arkasında sohbet ederken alınabilir. Savcı da uzaktan camın arkasından izleyebilir. Uzman sohbet ederek çocuğa sezdirmeden konuya girer. Bütün bu tedbirleri koyan Ak Parti hükümetidir. Ama böyle hassas konularda henüz iş uzmana gelmeden olay örtülüyor. Bizim sıkıntımız bu noktada ortaya çıkıyor. Karaman olayında olduğu gibi ne zamanki olay uzmana intikal etmiş ve uzman bunu duymuş, hemen savcıya bildirmiş. Bu zamana kadar bu olay kapalı bir kutu olarak kalmışsa akabinde başka birilerini suçlamak… Bu da haksızlık…

Bir nevi olay sulandırılmış oluyor?

Olaya odaklanmamız lazım. Olayın geçtiği bir kuruma odaklanmak, belki o kurumdan da biraz intikam almak, ona da dersini vermek gibi durumlar da ortaya çıkabiliyor. Okullarda bir olay olsa bütün suçu okula mı yıkacağız? Bu doğru bir mantık değil. Elbette o kurumun yöneticisi vakayı biliyor da gizlemişse, bu olayda onun da sorumluluğu vardır. O da araştırılır bulunur. Ama tüzel kişiliğe saldırmak çok iyi niyetli bir davranış gibi görmüyorum.

Komisyon çalışmaları ne yönde ilerleyecek?

Bu olayların gizli kalmamasını temin edecek adımların atılması ve kamuoyu oluşturulması yönünde fayda sağlayacaktır. Komisyon bu özel dosyalardan yola çıkarak başka olayları da inceleyecektir. Falanca olay niye gizli kalmış, çocuklar niye söyleyememiş veya bunlar niye intikal edemiyor, sistemde tıkanmalar mı var bunlara bakacaktır. Yani komisyon bir öneriler paketi sunacaktır. Yoksa komisyon yargı mercii değildir.

 

Karar Gazetesi