Üstün, Darbe kültürünü genlerimizden silmemiz lazım

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, Türkiye'nin siyasi tarihinde kara bir leke olarak yer alan “post modern darbenin” yıldönümü dolayısıyla önceki gün katıldığı canlı yayında darbe sürecine dair değerlendirmelerde bulundu.

DARBELERLE TÜRKİYE’YE ROL BİÇİLMEK İSTENDİ

Ayhan Sefer Üstün, Türkiye’nin potansiyel güç ve ivme kazandığı dönemlerde bir takım aktörlerin devreye girmesiyle darbelere muhatap bırakıldığına dikkat çekerek; ‘Türkiye, Cumhuriyet döneminde savaş görmemesine rağmen bir Almanya bir Fransa olamaması beş yılda bir muhtıra, on yılda bir darbelerin devreye girmesi sebebiyledir. İşte asıl irticacılık budur. İrticayı öne sürerek darbe yapanlar Türkiye’nin geri kalmasına sebep olmuşlardır’ şeklinde konuştu. Üstün,

“Bilindiği gibi dış güçler Türkiye’nin bölgesel bir güç, bir dünya devleti olmasını istemiyor. Türkiye’ye biçtikleri rol itibariyle Almanya, Fransa gibi refah devletlerinin konumunda görmeyi hiçbir zaman arzu etmiyorlar. Önceki yıllarda bizi 200 yıl önce bizim vilayetimiz olan Yunanistan ile eşleştiriyor, ‘Ancak Yunanistan kadar olabilirsiniz!’ diyerek bize rol biçiyorlardı. Türkiye kendisine biçilen bu rolün dışına ne zaman çıkmak istese sürekli başına bir bela açılmıştır. Türkiye, kendine biçilen bu kefeni yırtmaya kalktığı anda ya muhtıra ya da darbeler devreye girmiş, bu süreç Türkiye’yi geriye götürmüştür. Bunu artık açık bir şekilde görüyoruz” dedi. 

28 ŞUBAT FİİLEN SONLANDI

28 Şubat sürecinin Nisan 2007’de yaşanan E-Muhtıra kriziyle fiili olarak tamamen sonlandığına işaret eden Üstün,

“Nisan 2007’de yayınlanan E-Muhtıra’ya karşı dönemin Hükümeti olan AK Parti bir gün sonra çıktı ve ‘Ey bu muhtırayı verenler kendinize gelin, siz bize bağlı bir kurumsunuz! Sizin hükümeti hizaya getirme gibi bir anayasal göreviniz yok’ şeklinde kendilerine karşı bir muhtıra verdi. İşte o muhtıradan sonra 28 Şubat süreci bu işi sürdürmek isteyenler açısından baktığımızda fiilen ve hukuken sonlanmıştır” diye konuştu.

1000 YIL SÜRECEK DENİLDİ, AMA YANILDILAR

“Askerler o günlerde o kadar kudretli ve kendilerinden o kadar emindiler ki kurdukları bu gayrimeşru düzenin sonsuza kadar devam edeceğini düşünüyorlardı. O kadar yanıldılar ki bin yıl sürecek dedikleri süreç on yıl sürdü. İki sıfır fazladan söylemişler. Neden on yıl sürdü? Çünkü gayrimeşru, millet desteği olmayan, millete karşı yapılan, halkın aleyhine bir süreç söz konusuydu. Millet desteğinin olmadığı böyle bir durumun sürmesi de mümkün değildi. Dolayısıyla kuvvetli, güçlü, halk iradesini temsil eden bir iktidara çarpınca darmadağın oldular ve bu süreç burada sona erdi.”

İRTİCANIN SEMBOLÜ BAŞÖRTÜSÜYDÜ

Toplum kesimleri açısından bakıldığında bu süreçten en fazla yara alan kesimin kadınlar olduğunu dile getiren Üstün,

“O günlerde irticanın sembolü başörtüsüydü. Adeta bir cadı avı yaşandı. Kızlarımız üniversite kapılarında başörtüleri başlarından çekilerek dışlandılar. İkna odaları kuruldu. İkinci mağduru da ebetteki memleketin yararına olan projeleri adım adım hayata geçirmek isteyen, bu memleketin ilerlemesi için çaba sarfeden siyasetçilerdi. Öte yandan ‘Yeşil Sermaye’ adı altında birçok holdinginde batmasına sebebiyet verdiler. Bütün topluma topyekûn bir savaş açtıkları için birçok insanın mağdur olmasına yol açtılar” diye konuştu.

KAYBEDEN MİLLETİMİZ OLDU

“Türkiye, çok acı bir tecrübe yaşayarak 90’lı yıllarını kaybetti. Kaybeden Türkiye oldu, kaybeden milletimiz oldu. Bankaların yönetim kurullarında emekli askerler, anlı şanlı generaller vardı. Toplamda 22 tane banka batırıldı. Milletin parası oralarda patronlarca soyuldu, boşaltıldı. Bankaların boşaltılmasından dolayı milletimiz milyarlarca lirayı ödemek zorunda bırakıldı. Holdingler battı, ekonomi bozuldu. Bunun bedelini 12 Eylül’de, 1960 darbesinde, 71 Muhtırasında,  28 Şubat’ta hep ödedik. 27 Nisan 2007’de de bunu ödetmeye çalıştılar. Ama karşılarında kaya gibi duran bir iktidar gördüler, dolayısıyla geri adım atmak zorunda kaldılar.”

EMASYA PROTOKOLÜNÜN GERİ GELMESİ MÜMKÜN DEĞİL

Öte yandan son günlerde terörle mücadeleye yönelik olarak askeri birtakım düzenlemelerin yapılacağına dair kamuoyuna yansıyan haberlere de açıklık getirerek ‘EMASYA Protokolü geri mi geliyor?” sorusuna yanıt veren Üstün,

“Biz, hem hukuki çerçeve açısından baktığımızda hem de fiili durumlar açısından baktığımızda hiçbir zaman 1990’lara, 1990’ların hukuk düzenine geri dönmek istemiyoruz. Bu sebeple EMASYA Protokolü’nün geri gelmesi mümkün değil. Terörle mücadele kapsamında hukuksal süreç zaten işliyor. Yasalar Valilerin ihtiyaç duydukları anda İller İdaresi Kanunu’na göre askeri birliklerden istedikleri zaman istifade etme hakkını kendilerine veriyor. Ben bu durumun bir hukuki sıkıntı meydana getireceğini düşünmüyorum. Ancak terörle mücadeleye ilişkin daha etkin bir takım talepler varsa bunlar demokratik kurallar çerçevesinde, hukukun üstünlüğü çerçevesinde gözden geçirilebilir” diye konuştu.